Lonely ın London

ve kahvekokulukız bir başına düşer yine yollara!

”Lonely, I’m Ms Lonely,

I have nobody for my own…”

demiş rapçi, kimselerimiz var elbet ama olsun yabancı bir şehirde yabancı olmak, I am an alien, I’m a legal alien, I’m a Turkish girl in London edasıyla başıboş dolaşmak gibisi var mı? Hele ki o şehir 24 saat yaşayan, buram buram tarih kokan, sisteme ters (!), grisi kadar yeşili, mavisi de bol olan koskoca Londra’ysa! Üzerinde güneş batmayan toprakların baş kenti, krallar-kraliçeler-prensler-düşesler-sirler-şairler-yazarlar-sanatçılar ve dahi nicelerinin  memleketi 

Bunlar da hakkındaki birtakım kitabi bilgiler:

Romalılar tarafından kurularak isimlendirildi (Londinium)

Bugün itibariyle (2016’nın ilk yarısı diyelim) nüfusunun 9 milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor

İçinden geçen Thames Nehri’nin yanı sıra göllü göletli 143 park ve bahçe bulunduruyor.

Dünyanın en eski metrosu burada ve övünerek söyleyebilirim ki son derece uzmanlaştım kendisi üzerinde! buraya eklemiyorum çünkü google’dan kolayca inceleyebilirsiniz. tatlı bir örümcek ağına benzer kendileri 🙂

En çok ziyaret edilen müzeleri:

  • British Museum
  • Tate Modern
  • National Gallery
  • Natural History Museum
  • Imperial War Museum
  • Science Museum
  • Victoria and Albert Museum
  • Madame Tussauds
  • National Maritime Museum
  • Tower of London

bunlardan koyu işaretlediklerimden ilk 4’ünü ayrıntılı olarak gezdim, diğer ikisini de gördüm diyebilirim ancak… kalanlar da sonraki seferlere 😉

ve müslüman bir belediye başkanı var  Mayıs 2016 itibariyle… 

 

Londra’da iş başkadır 😛

Daha önce keyfe keder ve gezmek üzere geldiğim koca şehri bu defa zorla (!) ve iş için adımlarken itiraf etmeliyim ki ilkine nazaran çok daha büyük keyif içerisindeyim…

Bedava sirke baldan tatlı misali görev icabı Londra baldan gıymatlı! Yağmuruna, grisine, tozuna toprağına rağmen hem de 🙂

Yazıyı yazmakta epey geciktiğimden şimdilik yalnızca foto-hiikaye şeklinde sunuyorum anılarımı, hatırladığım kadarıyla tabii… siz siz olun bugünün gezisini yarına bırakmayın!

Huzurlarınızda Londra’da yalnız bir kadının seyir defterinden kareler:

20160412_185130
Eye of the London göz kırparken… 😉

20160413_175831

Gözünde yaşla Londra, başında işle bennnn, ikimizin de rimelleri akıyor…

20160413_180620
Griler ve maviler içerisindeki Tower Bridge

20160413_173848

20160413_170546
kırık bina: The Shard

20160412_16141920160412_16144620160412_18265920160412_161610

20160412_163953
Harfiyen katılıyorum :))) 
20160412_164620
Bakarken eridim…
20160412_164638
Şöyle hepsinden birer kaşık alıp karıştırsak mesela…
20160412_164824
Koskocaman rengarenk güller

Gittiğim her şehirde kendimi en mutlu hissettiğim yer parklardır. Altımda yeşil üstümde maviyle, havada, karada, suda gezen kuş sesleriyle, bazen yağmur nemiyle, bazen güneş ışığıyla ama ve lakin her durumda elimde kahvemle 🙂 saatlerce dolaşmaktan bıkmayacağım mis kokulu doğa! Bana en iyi gelen şey… Gri bir binada bu satırları yazarken kendimi avutmak için uzun uzun bakıyorum fotoğraflara…

Kral naibi yani vekili anlamına gelen Regent Park’tan kareler:

20160413_10132220160413_10052320160413_101535

20160413_103138
Papatya tarlası o kadar cazipti ki yerler nemli olmasa çoktan uzanmıştım…

20160413_10315920160413_10325920160413_103442

 

20160413_100620

20160413_100704
Gül fidelerinden oluşan mini tarlaların isimleri de genellikle krali!                                           (kelime ürettim çaktırmayın)…

20160413_10113920160413_10073920160413_100921

20160413_101028
Ta-ta-ta-taaaam hayatımda ilk defa rastladığım siyah kuğular!
20160413_101035
Uzun uzun izledim…
20160413_101055
Bir de beyaz olsaymış o an yanlarında keşke!

20160413_10365620160413_103720

20160413_103739
Kralın olmasa da parkın naibi olmaya aday kendileri…

20160413_103836

20160413_110357
Ahşap heykeller oldukça manidar…
20160413_110502
Hayvan ve çocuk temalılar genellikle

Regent Park’ın devamında yer alan Primrose Hill yani Goncagül Tepesi’ne çıkıyorum ancak ve ancak mevsim gereği henüz ortada gülün g’si bile yok sadece adı var 😉

20160413_110846
İki park arası geçiş yolundan bir manzara, burada bir de hayvanat bahçesi bulunuyor
20160413_111857
Primrose tepesinin en tepesinden manzaram

20160413_112253

20160413_112722
Parkın aşağı kısmında piknik yapan aileler, koşturan bebekler…
20160413_112715
Dünyanın en tatlı bebekleri burada!

 

(yalnızca adı tamamen) BRITISH olan Museum

Son derece yağmurlu bir günde adeta sığınağım olan heybetli British Museum’la devam ediyorum bir sonraki günkü gezime.

1753’te kurulan ve tarihteki ilk olma ünvanına sahip bu müze; koleksiyonerlerin Dünya’nın hemen her yerinden-Türkiye’de dahil olmak üzere- çeşitli usullerle getirerek bağışladığı ya da sattığı, başta Antik Dönem olmak üzere günümüze kadar tarihlenebilecek Orta Doğu, Antik Mısır ve Sudan, Yunan ve Roma Antikaları, İslam Eserleri, Japon ve Doğu Antikaları, Etnogrofya, Tarih Öncesi ve Avrupa, Madalya ve Paralar, Baskı ve Çizimler gibi çeşitli galerilerde sergilenen eserlerden oluşmakta.

İznik Çinileri, Urartular-Toprakkale, Alacahoyuk, Asurlular, Hititliler, Efes, Halikarnas, Bakır Çağı, Anadolu, Antik Likyalılar ve daha pek çok bölgeden taşınan -ki içlerinde tonlarca ağırlıkta olan mermerler var- tarihi eserler ise çeşitli tartışmalara sebep olmakla birlikte müzenin en çok dikkat çeken unsurları arasında yer alıyor.

20160415_114717.jpg
Antik eserlerle dolu içeriğine uygun olarak dış görüntüsü de Bizans mimarisiyle uyumlu…

 

Bunlar da British Museum’un one çıkan görselleri:

20160415_113832.jpg

20160415_11372820160415_113821

20160415_131536

20160415_13272420160415_133236

20160415_143827

20160415_14371620160415_14370420160415_143402

20160415_14302120160415_14275520160415_14263220160415_142600

20160415_141714

20160415_103230

Tartışmalara konu olan Türkiye’den toplanan eserler: çini ve seramikler…

Kraliçe Victoria’ya ait 2 broş örneği; bunlar benim en çok beğendiklerimdi. Her ikisi de kocasından olan bu değerli hediyelerden sağdaki düğünde takılanmış 🙂 Genç Victoria filmini izlediyseniz hayat hikayesini ve Prens Albert’a olan tutkusunu da hatırlayacaksınız. Aşık bir kadın ve felaketler silsilesi…

Ne kadar da sıra dışı bir konu (!)

bkz. (http://www.imdb.com/title/tt0962736/?ref_=fn_al_tt_2)

20160415_134215

20160415_133514

 

oturduğunuz yerden gezebilmeniz için: britishmuseum.withgoogle.com u ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

(yalnızca adı tamamen) NATIONAL olan MUSEUM

Trafalgar Meydanı’nda yer alan ve 1824 doğumlu olan Ulusal Müze, yalnızca milli ya da İngiliz kökenli sanatçıların  değil başta Avrupa olmak üzere Dünya’nın pek  çok ülkesinden ünlü isimlerin  eserlerinin sergilendiği Paris’teki Louvre ve Madrid’deki Prado’yla karşılaştırılabilecek düzeyde kapsamlı bir sergi kompleksi.

Temel eserler hediye dükkanında röprodüksiyonlarını ve çeşitli malzeme ya da eşyalar üzerine baskılarını bulabilmeniz açısından topluca şu duvarda incelenebilir…

20160415_174608

Bu duvar, müze gezme meraklısı olmayan biri için şipşak bir içindekiler görseli niteliğine 🙂

13-20. yy aralığında dalgalanan eser ve sanatçı envanteri ise aşağıdaki şekilde kategorize edilmiş:

  • 13-15. yy eserleri:
    Duccio, Uccello, van Eyck, Lippi, Mantegna, Botticelli, Dürer, Memling, Bellini
  • 16.yy eserleri:
    Leonardo, Cranach, Michelangelo, Raphael, Holbein, Bruegel, Bronzino, Titian, Veronese
  • 17. yy eserleri:
    Caravaggio, Rubens, Poussin, Van Dyck, Velázquez, Claude, Rembrandt, Cuyp, Vermeer
  • 18. yy 20.yy ilk dönem eserleri:
    Canaletto, Goya, Turner, Constable, Ingres, Degas, Cézanne, Monet, Van Gogh

İşte bunlar da National Gallery’nin incileri:

20160415_17011520160415_17060720160415_17084820160415_17143720160415_17202520160415_17222020160415_17564520160415_17230320160415_17574020160415_17271620160415_18001320160415_17281720160415_17554420160415_17562520160415_17564520160415_175740

20160415_182116
National Museum’un önünden manzaram… Selam olsun Trafalgar 🙂

Gelelim yeniden edebiyata, aşka, şiire, gazele 🙂

Huzurlarınızda WILLIAM SHAKESPEARE ve meşhur küresi!

1564-1616 yılları arasında yaşamış olan ve İngiliz tarihinin en büyük şairi olarak kabul edilen William Shakespeare’a ait Globe Tiyatrosu 1599’da inşa edilmiş ancak daha sonra 1613 yılındaki bir yangında küle dönüşmüş olduğundan; 1997’de -neden o kadar geçse- gerçeğine ortalama 230 m kadar uzaklıkta bir eşdeğeri kurulmuş olup; günümüzde gerek müze gerekse de tiyatro olarak kullanılan bu sahne aslında bir canlandırmadan ibarettir 🙂

Bu önemli bilgiden sonra canınız yine de tarihi havayı “mış” gibi solumak isterse aşağıdaki görselleri inceleyebilirsiniz. Ben daha önce ziyaret etmediğimden yalnızca belgesellerden ve filmlerden tanıdığım ve neredeyse orijinali kadar önemli kabul edilen bu sahneyi yakından görmek ve dönem oyuncularını orada hayal etmek istediğimden bir bilet alıp misafir oldum…

 

20160413_161103
Hamlet, Othello, Macbeth, King Lear ve daha niceleri işte bu sahnede sergilenmiş…

20160413_15562620160413_155333

20160413_163105
Restore edilmekte olan tiyatro sahnesi ve rehberimiz 🙂

20160413_16312520160413_16172320160413_161652

20160413_163917

Bu fotoğrafın amacı park halindeki bisikletler değil; gerçek Globe’un konumunu göstermektir! Zira bahsekonu 230 m mesafedeki alan vakti zamanında burasıymış, etrafı zamanla modern binalarla çevrildiğinden yeni bir tiyatro alanına da yer kalmamış görüldüğü üzere…

20160413_164007

Burası da Londra’da kaldığım mahalle olan Willesden Green

20160416_11493020160416_115031

Sonnot: Romantik bir bahar rengi olsun, gülleri hatırlatsın istedim bu yazının renginin… Evet biliyorum temmuz ortasındayız mevsim fazlasıyla yaz ama ben gittiğimde daha ilkbahardı sonuçta bahar tamam mııı? 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s