Terör, hüzün, Belçika :(…

Kendisinden son bahsettiğimde dilimde de aklımda da yalnızca çikolata tadı kalmış olan Brüksel, bu defa ne yazık ki etkisinin henüz taze olduğu terör hadisesi yüzünden tatsız, tuzsuz…

Ne o muhteşem çikolataları ne de tarih kokan gri sokakları yetiyor bulut gibi çökmüş hüznü dağıtmaya…

20160426_16211420160426_162555

Benim kaldığım sokaktan manzaralar:

20160427_113733

20160427_113718

20160426_123723.jpg

Evin terası, eminim yazın çok daha keyifli oluyordur…

Patlamaların olduğu Malbeek İstasyonu’nun neredeyse dibindeki Schuman Meydanı’nda yer alan, Avrupa Komisyonu’na ait  Charlemagne ve Berlaymont Binalarından görüntüler…

 

20160426_16261720160426_162932

20160426_163240.jpg
Bombalardan birinin patlatıldığı Maelbeek Metro İstasyonu’nun girişi, hayatını burada kaybeden 32 terör mağdurunun anısına…

Yukarıda, her ne kadar bu karelerden anlaşılmasa da hayatın devam ettiği, etmek zorunda olduğu işlek Brüksel sokakları ve aşağıda da sokakların simgesi haline gelmiş köşe başı envaiçeşit çikolata ve wafflela dolup taşan dükkanlardan görüntüler…  Hazır Word altını çizmişken (word kelimesinin de altı çizili bu arada) ve aklıma düşmüşken şu waffle’a uygun düşecek bir Türkçe kelime yok mudur diye araştırayım diyorum; gofretle aynı kökenden gelen Latince gaufre ve gaufrum yani ızgaralı şekilde hamuru pişirme makinesinden türetildiğini öğrendiğim waffle’a kendimce hızlı pişen bir hamur tatlısı olması sebebiyle hızgara demek geliyor içimden 🙂 Tabii onun da hemen altı çizildi (!)

20160426_174027

20160426_173831
Dondurmalı hızgaralar yazın daha çok tercih edilse de benim favorim daima çilekli ve çikolatalı daha sade versiyonları…
20160426_171317
Bu gördükleriniz de  Türk usulü ürünler satan bir lokumcunun albenili vitrininden…

20160428_173214.jpg

Heykeli dikilesi küçük dev! Önü her daim kalabalık, bütün hediyelikçiler onunla dolup taşıyor ve bana sorarsanız güzelim şehrin tek yüz karası! Güya dillere destan sidiğiyle şehrin yangınını bile bastırmış bu velet! belki itfaiyenin simgesi olabilirdi ama bütün şehrin en turistik unsuru olması gerçekten komiğime gidiyor her görüşümde 🙂 

Burası da benim her gelişimde uğradığım ve arkadaşlarımla da gittiğim butik Yunan restoranı; kocaman porselen tabaklar içerisinde karışık ızgara et, Türk-Yunan karması mezeler ve beyaz pilavı birlikte sunarken yanında turşu ikram etmeyi de ihmal etmiyorlar… Ouzo’nunsa temel içecek olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Dükkanda salınıp duran kedi, yemeğin üstüne ikram edilen Türk kahvesi ve Ege müzikleri de fonda olunca Brüksel’in ortasında kendini deniz kenarında ve evde hissetmemek kaçınılmaz…

Aşağıda da adını aldığı saraylar ve hükumet binalarıyla müstesna, şehrin merkezi kabul edilen ve temel buluşma noktası olan Grand Place meydanından fotoğraflar yer alıyor. Grinin 50 tonunu da barındıran bu şehrin belki de en kasvetli bölgesi olmasına rağmen gündüz hava maviyken-ki öyle bir günde oradaysanız şanslısınız- bir de gece orta çağ büyüsü yaşatan ışıklandırılmış haliyle gerçekten etkileyici bir yer haline geliyor… Vakti zamanında Arnavut taşlarında koşuşturan insanları ve faytonları hayal etmekten alamıyorum kendimi… Şimdiyse selfie çubuklarıyla koşuşturuyor modern giyimli bizler…

20160426_175746

20160426_175510
Hotel de Ville

Bu yazıda herhangi bir resmine rastlamayacağınız ve her gidişimde bir şekilde yolumun önünden geçtiği St. Michael ve St. Gudula Katedrali gibi Place Meydanı’nda yer alan Hotel de Ville de 13. yüzyılda yani orta çağdan Rönesans’a geçiş aşamasında ortaya çıkan Gotik akım tarzında yapılan önemli binalardan bir diğerini teşkil ediyor. Günümüzde komün meclisi olarak kullanılan bu yapının bazı bölümleri ise kraliyet ailesinin düğün gibi özel günlerinde kullanıma açık yalnızca… Meydana damgasını vuran 96 metre uzunluğundaki kulesinin tamamını bu kareye sığdırmam da mümkün olmadı tabii 🙂

20160426_17580020160426_175518

Komünist Manifesto’nun ve Sefiller’in de bazı bölümlerinin tarihi binalarla çevrelenen kafe-barlarında yazıldığı bu meydanda, bendeniz ise fotoğraf çekmelerine yardım ederken tanıştığım Mısırlı 2 hatunla Starbucks’ta kahve keyfi yapıyorum. İnternet bağlantısı ve standart kahve lezzetini arayan turistler için en uygun yer burası gibi görünüyor… ABD ve Avrupa genelinde  Starbucks, İngiltere’de de Pret a Manger hayat kurtaran duraklardan benim için! Hatta bahsi geçmişken vurgulamalıyım ki Pret, organik ürünleri, soya çorbasından yulaf lapasına, sandviçlerden haşlanmış yumurtalı, ıspanaklı protein tabaklarına kadar uzanan her öğün karnınızı zevkle doyurabileceğiniz menüsüyle Starbucks’ın birkaç adım önünde geliyor benim için. Pret’in yakın bir benzeri ise Brüksel’de hemen her köşe başında rastlayabileceğiniz Exki; quicheleri(turta görünümlü ve ülkemizde de iş olarak bilinen Fransız usulü bir börek çeşidi), çorbaları ve yanında Belçika çikolatasıyla servis edilen kahveleriyle yine 3 öğün yemek yiyebileceğiniz bir zincir kendisi…

Bizde de var böyle yerler elbet ama genç-yaşlı, çalışan-çalışmayan, okuyan-okumayan kabaca toplumun her kesimini içine çekecek ve her köşe başına uygun büyüklükte adapte edilebilecek bir model olduğunu düşünmüyorum. Her şeyden önce standart değiller. Yani Akara şubesiyle Bodrum şubesi ürünleri arasında fiyattan tutun hizmet kalitesine kadar hemen her şey değişebiliyor. Bu durum şehir içinde de böyle olmakla birlikte, Starbucks, Pret ve Exki gibi markalardan Starbucks’ın ABD ile yetinmeyip neredeyse tüm dünyaya yayılmış olması da kendinden daha iyisi yapılıncaya dek ülkemizdeki rekabet ortamını frenleyen unsurlardan birini oluşturuyor ki konuyla ilgili ekonomistler ve sosyal araştırmacılarca da kaleme alınmış pek çok kitap bulunuyor..

Bu konuyu virgülle aşağıdaki fotoları çektiğim Jubelpark’a bağlıyor ve Brüksel’de konakladığım mahallenin neredeyse dibinde yer alan bu muhteşem parkla devam ediyorum:

JUBELPARK

30 hektarlık alana yayılmış olan ve Cinquantenaire Parkı (50. Yıl Parkı) olarak da bilinen Jubelpark, ormanlık alan, dinlenme yerleri ve spor sahalarını kapsayan temel park içeriğinin yanı sıra Askeri Müze, Sanat ve Tarih Müzesi, Otomobil Dünyası Müzesi ve bir de camiiyi bünyesinde barındırıyor.

20160427_12134420160427_12141920160427_12145720160427_12163220160427_12165020160427_121722

 

 

20160427_12172720160427_12173320160427_121835

Yeşiline ve havasına bir süre doyduktan sonra soluğu tarih müzesinde alıyorum ve birkaç saatimi alacak olan -ki elbette yetmedi- dev binayı gezmeye başlıyorum… Diğer müzeler ise gelecek seferlere saklandı!

20160427_12193020160427_122040

20160427_122136
Dışı da içi kadar gösterişli tarih müzesi parkın ev sahiplerinden…

Cinquantenaire Müzesi’nde, tarih öncesi ulusal arkeolojik eserlerin yanı sıra Mısır, Yakın Doğu, İran ve Klasik Antik çağa ait eserler de yer alıyor. Mısır’dan getirilen lahit, Yunan vazosu, büyük Apamea mozaik zemini ve Antik Roma modellerinden oluşan koleksiyonlar müzenin en ilginç kısımlarını oluşturuyor. Çin, Güney-doğu Asya, Orta Asya, İslam, Amerika ve Antartika gibi Avrupa kültürel dünyasından olmayan sanat hazineleri de sergilenmekle birlikte, Paskalya Adası’ndan getirilmiş heykeller bilhassa en çok ilgi toplayan eserlerin başında geliyor. Müzede bulunan ve Romanesk sanattan Art  Deco’ya uzanan bir yelpazedeki  Avrupa dekoratif sanatından Mosan dini hazineleri, halılar, goblenler, kakmalı kilise masaları, camdan  Art Nouveau figürleri de bir o kadar ilgimi çeken unsurlardan. Gerek görüntüleri gerekse de kokularıyla tarih beni burada da içine çekmeyi başarıyor ve ister istemez Londra’daki British Museum’la karşılaştırıyorum müzeyi… Bir o kadar etkileniyorum itiraf etmeliyim!

20160427_123410
Vakt-i zamanının atlara koşulan arabalarından biri

20160427_12344120160427_123452

20160427_123517
Paskalya Adası’ndan gelen ziyaretçiler müzenin girişinde karşılıyor konukları

20160427_123649

20160427_123901
Antik Yunan ve Roma dönemlerine ait çeşitli heykeller…

20160427_12392220160427_12410520160427_12420620160427_124212

20160427_124404
Bir lahit içerisinde mumyalanmış kadın… (R.I.P.)

 

20160427_12444120160427_12465620160427_12471220160427_12481320160427_124943

20160427_12500520160427_124952

Jubelpark, 34 hektarlık hinterlanda yayılmış ormanı, bahçeleri, sahaları ve müzeleriyle Brüksel’de mutlaka uğramanız gereken yerlerden birini teşkil ediyor ve sizi şehrin gri tonlamasından birkaç saatliğine de olsa alıkoyuyor. Evet belki bir Hyde Park olmasa da Brüksel için gerçek bir kurtarıcı olduğunu söyleyebilirim…

20160428_163546
Kraliyet Sarayı’nın kenardan köşeden bir görüntüsü

Malumunuz olduğu üzere resmi adı Belçika Krallığı olan ve parlamenter monarşiyle yönetilen bu ülkenin bir de kralı ve krallara layık sarayı bulunmakta. Böyle gri, kasvetli ve inşai görüntüsüne aldanmayınız, orta çağa kadar tarihlenen bu bina, kraliyet ailesine ev sahipliği yapmıyor zannedileceği üzere… Aile, halihazırda Laeken Kalesi’nde ikamet ediyor.

Gelelim yemelere içmelere!

Başta adı üstünde olan Bourse yani Borsa merkezine yakın çevrede yer alan ve bilen bilir denen yerlerin başında gelen Fin de Siecle olmak üzere pek çok lezzetli restoranı Brüksel’in merkezi sayılacak bu bölgede bulmanız mümkün. Barlardan ise yakınlarda yer alan Zebra Bar ve Mappa Mundo ilk aklıma gelenlerden. Sainte-Catherine Kilisesi adıyla anılan bölgede yer alan  Bar des Amis ve Monk; ortamları ve içecek seçenekleriyle en kalabalık mekanların başında yer alıyor. Bunlar dışında Henri-Agnes organik salataları ve içecekleriyle kendinizi tek başınıza da rahat hissedebileceğiniz mekanlardan…

Dünyanın herhangi bir bölgesinde internet erişiminiz olduğu sürece endişelenmenize gerek yok! Forsquare bu konuda oldukça yardımcı 😉

20160427_190501
Kapanışı cinli kokteylleriyle ünlü bir barda yer fıstığı ve taze bir içecek eşliğinde yapıyorum, hoşça kal Brü!

 

20160429_192347
Ayıptır yazması dönüş uçuşum biraz busy-ness sınıf usulü olduğundan şekilde görülen ordövr tabağı ve beyaz şarabımla grilerden beyaz bulutlara doğru kablosuz bir şekilde uçuyorum 😉

 Son not: Yazının rengi sonrakilerde renkli olması dileğiyle bu defa gri…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s