AMY… üzerine söylenecek çok şarkı var!


amy and funeral

1983-2011…

Bir eylül sabahı başlayıp bir haziran gecesi 28’i bile dolduramadan sonlanmış müzikle ve aşkla örülü bir ömür…

Alkol zehirlenmesiydi teşhis ya da nihai vak’a; ancak bu yeterli değildi durumu açıklamaya. Neden kendini zehirlerdi genç ve aklı başında bir kadın müzik zevkinin doruğunda?

Başarı ya da şöhreti karıştırmıyorum bile, bunların hazımsızlığı değildi ruhunun midesini bozan ve onu zehirleyen. Öyleyse neydi adım adım kendi sonunu hazırlayan Amy’ye bu adımları attıran?

Yazıya bu sorulara ışık tutacak kısa hayat örgüsüyle başlayalım Amy’nin.

Kimdi, kim oldu?

14 Eylül 1983’te Londra’da, Yahudi kökenli bir ailenin ikinci çocuğu olarak hayata başladı Amy. Babası Mitchell, Frank Sinatra hayranı ve şarkı söylemekten hoşlanan bir taksi şoförüydü; annesi ise eczacılıkla meşguldü. Annesinin de ifade ettiği üzere Amy’de şarkı söyleme merakını ve tutkusunu uyandıran evi Frank Sinatra şarkılarıyla çınlatan babası Mitch’ti… Babasını örnek alan Amy kendini yakın bulduğu türler olan jazz ve rap müzik eşliğinde şarkılar söylemeye başladı.

Henüz 8 yaşındayken, babası Mitch Winehouse‘un annesini aldatarak bir süreliğine hayatlarından çıkışını takip eden yıllarda ise belki de bir yönü hep eksik kaldı Amy’nin. Güven kelimesiyle özetleyebileceğimiz bu eksikliği kendi formülleriyle kapatmaya çalışan Amy, en az şöhreti kadar büyük bir ivmeyle hayatına yeniden giren babasını ölümüne değin menajeri sıfatıyla taçlandırarak en yakınında tutsa da, bazı ruhsal mesafeler ne yazık ki o kadar da kolay kapanmayacaktı.

Amy,  zamanla güzel sesi ve öz güveniyle etrafındakilerce de fark edildi ve anaokulundan beri en yakın arkadaşı olan  Juliette ile kendi aralarında şarkı söyledikleri bir rap grubu bile kurdu. Kısa süre sonra da Sylvia Young Tiyatro Okulu’na kabul edilerek sanat eğitimine de başlamış oldu ve öğrenim hayatına sırasıyla BRIT, Southgate ve Ashmole okullarında devam etti.

20 yaşında geldiğinde yani 2003’te Frank albümünü yayınlayarak profesyonel anlamda da başlamış oldu şarkıcılığa. Bundan 3 sene sonra ise gerek şarkı sözleri gerekse de müzikal altyapı unsurları bakımından ilkinden oldukça farklı olan ikinci ve son albümü Back to Black’le devam etti müzik kariyerine. Aynı yıl çıkardığı Rehab single’ı sonrasında ise  ilk büyük ödülü olan 2007 BRIT Ödülleri -“En İyi Kadın Şarkıcı”ya layık bulundu.

Popülaritesi ve başarıları kartopu gibi büyüdü üst üste basılan single albümleri, dünya çapında verdiği konserleri ve katıldığı tv programlarıyla. Ne var ki, 2008’e gelindiğinde mesleki hayatı tam 5 GRAMMY ödülü ile taçlanırken; özel hayatı bir o kadar geri çekmekteydi Amy’yi, “kendi kendine kurumasını umduğu gözünün yaşı”na bakmadan… (bkz. Tears Dry on Their Own, 2006) Alkol başta olmak üzere çeşitli uyarıcılarla (haplar ve tütünlerin yanı sıra filmdeki videolarından da şahit olduğumuz kolalı içecekler) ruhunu da bedenini de besler duruma geldi tüm kamuoyunun gözü önünde.  2007 BRIT ödül töreninin sunuculuğunu üstlenen Russel Brand’in “karaciğerinin durumu soyadı gibi olan kadın” güzellemesi (!) ise ne yazık ki Amy’nin inkar edemeyeceği bu gerçeği ironik olarak yansıtmaktaydı…

Blake's tatoo

Celladına aşık bir kadın…

Frank albümünü izleyen yıllara geri dönecek olursak;  o yıllarda Amy’nin yalnızca iş hayatında değil aynı zamanda aşk hayatında da ses getirecek gelişmeler vuku bulmaktaydı. 2005’te Camden’daki Good Mixer barında tanıştıkları Blake Fielder-Civil ile Amy, Blake’in ifadesine göre ilk bakışta aşka tutulmuştu, daha oracıkta.

16 yaşından beri uyuşturucuyla mücadele eden video klip asistanı Blake, beraberinde bir başka tutku daha getirmişti genç kadının hayatına: uyuşturucu… Rehabilite edilmesini gerektirecek denli yoğunlaşacak olan bu tutkusu bir başka uyuşturucu olan aşkla birlikte alındığında Amy’ye çifte tesirle yansıyor ve genç kadını tüm dünyayı seyirci bırakacak bir hayat tarzında aleme ibret ediyordu… İlişkileri çalkantılı ve sansasyoneldi, adeta bir reality şov gibi takip ediliyordu kitlelerce. Dahası, umurlarında bile değildi yaşadıkları. Amy, kalbine yakın bir noktaya dövdürmüştü Blake’in adını; ruhen ve bedenen ona ait olduğunu damgalatırcasına…  Kendini kesmeye varıncaya dek her yaptığını kopyalayarak yaşıyordu sevdiği adamı Amy, öyle hissediyordu onu benliğinde.

Siyaha dönüş…

Ne var ki, hızlı başladığı gibi hızlı da bitmişti ilişkileri; Blake eski aşkına, Amy ise karanlığa geri dönmüştü yine Amy’nin ifadesiyle…Siyah tıpkı simsiyah saçları gibi ruhunu da ifade eden renkti. Aslında tüm renkleri içinde topladığı için o denli ışıksızdı siyah, ama Amy için başka bir anlamı vardı; yas…

Şarkılarında somutlaştı hayatı, kederi, rengi… böyle bir acı var mıydı? bu nasıl bir aşktı? 2006 Back to Black albümüne kelimesi kelimesine işlendi ilişkisi ve bitişi. Kötü biten bir aşkın belki de en iyi sonucuydu bu albüm. Ödül üstüne ödül getirmişti alkol ve uyuşturucu bir yandan kemirirken Amy’yi. Rehab işte böyle bir ortamda yazılmıştı; dalga geçiyordu Amy hayatla, rehabilite olmak da neydi? Hem en güvendiği erkek olan babası da gerek görmemişti…

Rehabilitasyona gerek yoktu, göz yaşları kendiliğinden kururdu, aşk ne de olsa bir kaybetme oyunuydu… Ve, Amy karanlığa döndüğü gibi çıkardı… Elbette kendi çabasıyla değil yine dönüp dolaşıp hayatına geri gelen Blake sayesinde olacaktı Amy’nin daha büyük bir düşüşle sonlanacak ayağa kalkma süreci. Kendini nasıl kandırdığını ve mutfak zemininde hıçkıra hıçkıra ağlayışlarını unutmak kolay olmuş muydu bilinmez ama genç yıldızın ışığı azalıyor ve bu durum artık üretkenliğine de olumsuz yansıyordu.

Alex Claire’la çıktı Amy karanlığından bir süreliğine; 1 yıl boyunca 3 ayrılıkla bölünen bu ateşli seks hayatına dayalı ilişkisi, fonda duran eski aşkına çok da fazla direnememişti. Alex kendi aşklarının başladığı The Hawley Arms’ta gördü onları ve anladı; Blake’in gri gölgesi  aslında hep aralarındaydı.

3000$’lık Tiffany’le geldi büyük soru ve Miami’de evlendi Blake’in Amy’si Blake’iyle. Artık kocası olan bu adam pek de rahat duracak cinsten biri değildi nitekim; Amy’si ve kendisiyle birlikte kuaförlerinin de esrar bulundurmaktan yakalanarak Norveç’te tutuklanmasına yol açarak karısını da beraberinde sürüklemeye devam etti.   Kefaletle serbest kalmalarından kısa bir süre sonra bu defa da  Londra’da, barmen dövmek ve bunun üzerine açılan  davadan rüşvetle kurtulmaya çalışmak suçlamasıyla hüküm giyerek kendi başını bir kez daha yakmış oldu. Her ne kadar kişisel suçundan yargılanıyor olsa da dışarıda kalan gözü yaşlı kadının hayatını da mahvetmeyi başarmıştı. Amy, konserlerini ardı ardına iptal ediyor ve eşi olmadan  işine de kendini veremediğini açıklıyordu çeşitli platformlarda. Bir ayı geçmeden kocasının soruşturmasıyla bağlantılı olarak O’nu da tutukladılar nihayetinde. Kokain içerken çekilen görüntüleri basına servis edilmesi de cabası olmuştu, ABD vizesinin iptaliyle cezalandırılarak orada konser vermesi de engellenmiş oldu böylelikle… Ve tam 5 ödüle birden layık bulunduğu 2008 GRAMMY ödül törenine bile internetten bağlanarak katılmak zorunda kaldı acı bir şekilde. Yılın geri kalanını da bir zamanlar gereksiz bulduğu rehabilitasyon merkezinde geçirdi, babası eşliğinde… Ve 2009’da boşandı Blake’inden bu defa geri dönmemecesine…

Blake fiilen çıkmış olsa da hayatından yan etkileri ne yazık ki peşini bırakmayacak ve ondan yanına zarar kalan alışkanlıkları yakasını bırakmayacaktı Amy’nin. Ruhunu da bedenini de rehabilite etmek için çabaladı kalan yıllarında; babasının da yüreğine su serpen Reg Traviss girdi hayatına erkek arkadaş sıfatıyla. 

2010 ve 23 Temmuz 2011…Devam etmek istiyorum ama zorlanıyorum bu noktadan sonra… Neden bu kadar dokundu yabancı bir kadının yaşadıkları bana? Bir yerlerden tanıdık mıydı yoksa?  …..  Peki ya Bihter, Emma, Anna… (derin mevzu bu, bir başka yazıda…)

Biz de dönmeyelim karanlığa, gelelim  mirasına…

Neler mi biriktirdi?

28’ini bile dolduramadan bitiş çizgisine sıçradığı hayat maratonuna 2 albüm, 6 single (tek şarkılık albüm), toplam 60 adaylıktan kazandığı 24 ödül, Mick Jagger’dan tutun Tonny Bennet’a kadar pek çok önemli sanatçıyla düet ve konser sığdırdı. Ve tabii bir o kadar da iyi kötü insan ve ilişki.

İşte albümleri:

Tam Olanlar:

2003: Frank

2006: Back to Black

Tek Şarkıdan Oluşanlar:

2003: “Stronger Than Me” (2003)

           “Take the Box

2004: “In My Bed” /”You Sent Me Flying

           “Fuck Me Pumps” / “Help Yourself

2006: “Rehab

          “You Know I’m No Good

          “Back to Black

          “Tears Dry on Their Own

2007: “Valerie”

          “Love Is a Losing Game

2008: “Just Friends

(bkz. “Amy Winehouse the Biography 1983-2011”, Newkey-Burden, 2011)

Ödülleri:

2004: 

Ivor Novello Ödülleri-En İyi Çağdaş Şarkı-Stronger Than Me

2007:

  • BRIT- En İyi İngiliz Kadın Şarkıcı
  •  Ivor Novello Ödülleri-En İyi Çağdaş Şarkı-Rehab
  •  Popjustice  £20 Müzik Ödülleri-Yılın En İyi İngiliz Pop Şarkıdı-Rehab
  •  ELLE Stil Ödülleri-En İyi İngiliz Müzik Performansı
  •  Vodafone Canlı Müzik Ödülleri-En İyi Kadın Sanatçı
  •  Q Ödülleri-En İyi Albüm-Back to Black
  • MTV Avrupa Müzik Ödülleri-Sanatçıların Seçimi
  • MOBO Ödülleri-En İyi İngiliz Kadın
  • MOJO Ödülleri-Yılın Şarkısı-Rehab

2008:

  • Grammy Ödülleri
  1. En İyi Yeni Sanatçı
  2. En İyi Pop Müzik Albümü-Back to Black
  3. En İyi Kayıt-Rehab
  4. Yılın Şarkısı-Rehab
  5. En İyi Kadın Pop Ses Sanatçısı-Rehab
  • Ivor Novello Ödülleri-En İyi Çağdaş Şarkı-Love is a Losing Game
  • Meteor Müzik Ödülleri- En İyi Uluslararası Kadın
  • Dünya Müzik Ödülleri-En Çok Satan Pop/Rock Kadın Sanatçı
  • Kent Müzik Ödülleri-En İyi Yeni-Soul Müzik Sanatçısı
  • NME Ödülleri- En Kötü Giyinen Şarkıcı (!)

2009:

  • Echo Müzik Ödülleri
  1. En İyi Uluslararası Kadın Şarkıcı
  2.  En İyi Albüm-Back to Black
  •  NME Ödülleri- En Kötü Giyinen Şarkıcı (!)

2012: 

Grammy Ödülleri-En İyi İkili/Grup Performansı-Body and Soul, Tonny Bennet’la

Ve vefatından sonra aldığı:

2016:

Grammy Ödülleri-En İyi Müzik Filmi-Amy

(bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_awards_and_nominations_received_by_Amy_Winehouse)

Amy’nin:

saçı, favori içkisi, mekanı…

O meşhur saç modelinin literatürdeki adı arı kovanı imiş. Daha önce başta Audrey Hepburn olmak üzere pek çok sanatçıda uygulanan bu model hazırlaması oldukça zahmetli ancak saça aktarımı gayet pratik olan bir çeşit perukla sağlanıyormuş.

En sevdiği içki, kendi formülü olan Rickstasy (extasy çağrıştırdığı falan yok size öyle geliyor). Rickstasy vodkanın yanı sıra Southern Comfort, Bailey’s ve muz likörü içeriyor.

Hazır elimde tüm malzemeler varken denemesem olmazdı 🙂

20160314_205623
Keep calm and have a Rickstasy!

 

En sevdiği bar: The Hawley Arms (Camden/Londra) Pek çok bestesini bu barın taburelerinde yaptığı söylenir…

20150703_171727
Ve bu da geçen yıl gittiğim The Hawley Arms’ın içinden bir kare…  

 

Ve bazı ilkleri,

  • İlk gitarını 13 yaşında almış,
  • İlk cinsel tecrübesini 15 yaşında edinmiş,
  • 16 yaşında ilk dövmesini yaptırmış,
  • Esrarla 17’sinde tanışmış.

Kaynaklar: Chas Newkey-Burden, Amy Winehouse The Biography 1983-2011, 2011

                       Amy, (the movie) 2015

                       wikipedia

                       youtube

                       imdb

 

son not: yazının rengi siyah, simsiyah…

R.I.P AMY…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s